Telif hakkı, yazar, besteci, sinemacı, fotoğrafçı gibi sanatçıların çalışmalarının başkaları tarafından izinsiz ya da kendi yapıtlarıymış gibi kullanılmasını önlemek amacıyla düzenlenmiş bir haktır. Telif hakkı yapıtın sahibine aittir. Bu hak sahibine, ürünün yayımlanması, dağıtılması, sahnelenmesi ve uyarlanması gibi her türlü kullanımından kazanç elde etme olanağı verir.

Telif hakkı her dönemde yasal bir hak değildi. Örneğin 19. yüzyılın sonlarında Charles Dickens’in romanları ABD’deki yayımcılar tarafından İngiliz basımlarından kopya edilerek basılmış ve Charles Dickens’a herhangi bir ödeme yapılmamıştı.

Bu haksız durumu gidermek için ülkeler önce kendi sınırları içinde, daha sonra da uluslararası düzeyde yasal düzenlemeler yaptılar. 1710’da İngiltere’de kabul edilen ve ülke içinde telif haklarına düzenleyen yasa bu konuda önemli bir adım oldu. Bunu Danimarka, ABD ve Fransa’da kabul edilen yasalar izledi.

Daha sonra telif hakkı konusunda uluslararası düzenlemelerin de yapılması gereğini duyan ülkeler 1886’da Bern Sözleşmesi’ni imzaladılar. 1952’de Cenevre’de imzalanan Evrensel Telif Hakları Sözleşmesi ile uluslararası telif hakları daha ayrıntılı biçimde düzenlendi.

Osmanlılarda telif hakkına ilişkin ilk yasa 1857’de çıkarılan Telif Nizamnamesi’dir. Ardından 1910’da “Hakkı Telif Kanunu” kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nde telif hakları 1951 tarihli “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” ile düzenlenmiştir. Bu yasa 1983 ve 2001 yıllarında yeniden gözden geçirilerek güncelleştirilmiştir. Yasaya göre telif hakkı yapıt sahibinin mutlak hakkıdır. Bu hak yaşamı boyunca sahibine, ölümünden sonra ise 50 yıl süreyle mirasçılarına aittir. Daha sonra yapıt kamunun malı olur.