Uydumarket Banner  

2 sayfadan, 1. sayfa 12 SonSon
Gösterilen Mesajlar: 26 mesajdan 1 ile 20 arası

Konu: Karamanoğlu Mehmet Bey'i Arıyorum

  1. #1
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    16-05-2006
    Mekan
    07 Antalya
    Mesajlar
    6,259
    Üye No
    216360

    New Icon4 Karamanoğlu Mehmet Bey'i Arıyorum





    Arkadaşlar Türkçemize sahip çıkmak her Türk evladının görevi. Filmi izleyince o kadar fazla yabancılaşmışız ki Türkçemize daha iyi görme fırsatı yakalayacaksınız. Türkçemize sahip çıkma adına her Türk'ün 5 dakikasını ayırıp S.D.Ü Türkçe Topluluğu tarafından hazırlanan filmi izlemesini tavsiye ediyorum.
    Unutmayalım "Türkçe Giderse, Türkiye Gider" ...

    Saygılarımla...

  2. #2
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    28-12-2005
    Mekan
    Türkiye Dışı / Other Country
    Yaş
    45
    Mesajlar
    3,254
    Kan Grubu
    0 Rh ( + )
    Üye No
    169958

    ellerine saglik usta , herkesin seyretmesi lazim

  3. #3

  4. #4
    Supervisor
    Giriş Tarihi
    13-02-2004
    Mekan
    55 Samsun
    Yaş
    65
    Mesajlar
    5,352
    Kan Grubu
    AB Rh ( + )
    Üye No
    2575

    Çok güzel bir konuyu gündeme getirdiğiniz için çok tşk.ler.Kanayan bir yaraya dikkat çekmişsiniz.Elerinize sağlık.
    Küçük bir hatırlatma;Sanırım gözünüzden kaçmış.Konu başlığı Türkçe imlasına uydurulursa içeriğine ters düşmez.
    Sevgiler.

  5. #5
    Average Member
    Giriş Tarihi
    09-11-2004
    Mekan
    Türkiye Dışı / Other Country
    Yaş
    53
    Mesajlar
    372
    Kan Grubu
    A Rh ( + )
    Üye No
    39419

    Alıntı Orijinal Mesaj Sahibi digi55 Mesajı Göster
    Çok güzel bir konuyu gündeme getirdiğiniz için çok tşk.ler.Kanayan bir yaraya dikkat çekmişsiniz.Elerinize sağlık.
    Küçük bir hatırlatma;Sanırım gözünüzden kaçmış.Konu başlığı Türkçe imlasına uydurulursa içeriğine ters düşmez.
    Sevgiler.
    tamam dostum düzelttim............

  6. #6
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    16-05-2006
    Mekan
    07 Antalya
    Mesajlar
    6,259
    Üye No
    216360


    daha önce videolu bir sunum vermiştim ama pek ilgi çekmemişti
    Çok güzel bir konuya değinmişsiniz

  7. #7
    Average Member
    Giriş Tarihi
    09-11-2004
    Mekan
    Türkiye Dışı / Other Country
    Yaş
    53
    Mesajlar
    372
    Kan Grubu
    A Rh ( + )
    Üye No
    39419

    Alıntı Orijinal Mesaj Sahibi kazbek35 Mesajı Göster

    daha önce videolu bir sunum vermiştim ama pek ilgi çekmemişti
    Çok güzel bir konuya değinmişsiniz
    arattım ama bulamadım forumda daha önce verildiğini bilmiyordum bu video olarak sanırım

  8. #8
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    16-05-2006
    Mekan
    07 Antalya
    Mesajlar
    6,259
    Üye No
    216360

    evet video olarak vermiştim
    sorun değil konuyu başka bir şekilde sunmuşsunuz
    paylaşımınız için teşekkürler

  9. #9
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    25-09-2006
    Mekan
    06 Ankara
    Mesajlar
    3,786
    Kan Grubu
    B Rh ( + )
    Üye No
    266314

    Bir iki kişi ile Türk dili yalınlaşmaz Toplum olarak katılmak,desteklemek gerekir.

  10. #10
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    16-05-2006
    Mekan
    07 Antalya
    Mesajlar
    6,259
    Üye No
    216360

    Alıntı Orijinal Mesaj Sahibi Puna Mesajı Göster
    Bir iki kişi ile Türk dili yalınlaşmaz Toplum olarak katılmak,desteklemek gerekir.
    bir iki kişi ile işe başlamazssanız kitlelere ulaşamazssınız

  11. #11
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    13-10-2004
    Mekan
    34 İstanbul
    Yaş
    61
    Mesajlar
    3,055
    Üye No
    33799

    Alıntı Orijinal Mesaj Sahibi kazbek35 Mesajı Göster

    daha önce videolu bir sunum vermiştim ...
    Konular birleştirilmiştir.

  12. #12
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    23-04-2004
    Mekan
    34 İstanbul
    Yaş
    44
    Mesajlar
    2,290
    Kan Grubu
    0 Rh ( + )
    Üye No
    11659

    Ellerine saglık.

  13. #13
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    05-01-2005
    Mekan
    34 İstanbul
    Yaş
    46
    Mesajlar
    2,750
    Kan Grubu
    A Rh ( - )
    Üye No
    59388

    "Karamanoğlu Mehmet Bey´i Arıyorum. Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?" başlıklı yazının yazarı sayın Yusuf YANÇ´dır. Türk Dili dergisinde (1999, Nisan) yayınlanmıştır. Bileniniz, duyanınız var mı:)??

    Ama...:wave:

  14. #14
    Average Member
    Giriş Tarihi
    25-03-2006
    Mesajlar
    293
    Üye No
    201548

    Alıntı Orijinal Mesaj Sahibi ALBAY C*** Mesajı Göster


    Ama...:wave:
    ama??

  15. #15
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    05-01-2005
    Mekan
    34 İstanbul
    Yaş
    46
    Mesajlar
    2,750
    Kan Grubu
    A Rh ( - )
    Üye No
    59388

    Ama...??....

    Bizim gerçeklere ihtiyacımız var. Çünkü, gerçeğe saygısı olmayanların geleceği olmaz.
    Hep söylerim...Kaba bir nitelendirme ile tarih, milletlerin hatıratıdır. Bazılarının iddia ettikleri gibi bu hatırat sadece nostaljik duyguları tatmin etmez; geçmişten ders almamızı, geleceğimizi görmemizi de sağlar. Kültürümüzün ipuçları da orada gizlidir; zira bilindiği gibi, kültürün üç ana unsurundan birisi de tarihtir; diğer ikisi din ve coğrafyadır. Bu üç unsur yeterince bilinmeden kültürün analizi yapılamaz.


    ''Karamanoğlu Mehmet Bey'i Arıyorum'' başlıklı, Yusuf Yanç'ın bu yazısı, verdiği mesaj ve içerik olarak takdire şayan. Fakat işaret ettiği doğrular bazı tarihi gerçekleri gölgelememeli.. Serde edebiyat ve tarihçilik olunca, sanal alemde meşhur olan bu yazı ile ilgili, üyesi olduğum her platformda dile getirmeye çalıştığım şerhi buraya da koymak istedim...

    Türkçe, ilk yazılı metinlerimizin bulunduğu 8. yüzyıldan günümüze kadar Türk milletinin dili olarak, Türk devletlerinin resmî dili olma özelliğini korumuş ve sürdürmüştür. Dilimizin ilk yazılı metinleri olan Göktürk Kitabeleri, zamanın büyük devlet adamları Bilge Kağan ve Kültigin adına ve onların ağzından yazılmıştır. Kitabeler, onların millete hitabı ve hattâ “millete hesap vermesi”dir. Dolayısıyla Türkçe bu kitabelerde “devlet dili”, “Resmî dil” dir.

    Kitabelerde: “Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin”. denilmektedir. Burada, taşlara yazılan bilgileri “okuyup öğrenin” tavsiyesi yer aldığına göre halkın yaygın şekilde okuyup yazma bildiğini, dolayısıyla öğretiminin de bu dil ve alfabe ile yapıldığını düşünebilir, böyle düşünmekte bir yanlışlık bulunmadığını söyleyebiliriz. Nitekim Azerbaycanlı Prof. Dr. Ali İsa Şükürlü de 8. yüzyıl Türkçesinin ve Göktürk alfabesinin çok geniş bir coğrafyada kullanıldığını ve okullarda öğretildiğini savunmaktadır.

    Türkçe, Göktürklerden sonra Uygurlar devrinde de varlığını gelişerek sürdürmüş, devlet dili olma özelliğini korumuştur.

    İslâmiyetin kabulünden önce “devlet dili” olarak kullanılan dilimiz, İslâmiyetin kabulünden sonra da bu özelliğini sürdürmüştür. İlk müslüman Türk devleti olarak bildiğimiz Karahanlı Devleti’nde de Türkçe devletin dili olarak kullanılmıştır. Türk kültürünün temel eserlerinden KUTADGU BİLİG’in yazarı, daha doğrusu şairi Yusuf Has Hacip, devletin üst kademe idarecilerindendir. “hacip” veya “has hacip” İslâm devletlerinde ve özellikle Karahanlı Devleti’nde önemli bir bürokratik unvandır. Kutadgu Bilig’in mütefekkir şairi Balasagunlu Yusuf, “eserini Balasagun’da yazmaya başlamış, sonra Kâşgar’a giderek orada tamamlamış ve Tavgaç Kara Buğra Hanlar Hanı’nın huzurunda okumuştur. Hükümdar, şairin kalem kudretini takdir ederek, ona iltifat etmiş ve yanına alarak “Has Hacip” unvanını vermiştir. Bundan dolayı adı Yusuf Hac Hacip veya Yusuf Uluğ Has Hacip diye meşhur olmuştur.” Yukarıda da belirttiğimiz gibi “Has Haciplik”, Karahanlılar sarayında vezirlikten, ordu kumandanlığından sonra en mühim mevkidir.

    Türk kültürünün âdeta bir hazinesi olan Divanü Lügati’t-Türk de Karahanlılar devri eseridir. Bu eserin yazarı da büyük Türk milliyetçisi ve dilcisi Kâşgarlı Mahmut’tur. Eserindeki belirttiği gibi “nesepçe Türklerin en ileri gelenlerinden”dir. Eserindeki bilgilerden Kâşgarlı Mahmut’un Karahanlılar ailesine değilse bile, o ailenin çevresindeki yüksek Türk aristokrasisine mensup olduğu anlaşılmaktadır.

    Yusuf Has Hacip ve Kâşgarlı Mahmut gibi iki büyük Türk’ün eserlerinin ve şahsiyetlerinin Karahanlı Devleti içindeki itibarları da gösteriyor ki Türk dili bu devride resmî dildir, devlet dilidir.

    Türkçe, devlet dili olma açısından Selçuklular devrinde bazı tarihî ve coğrafî olumsuzluklar, zaruretler yüzünden, bir süre SADECE YAZIŞMALARDA kullanılmamıştır. Bu durumu, Türkçe’nin “devlet dili olmadığı” veya “olamadığı” anlamında yorumlayanlar vardır. Bu yorumu yapanlar, Türkçenin ancak Karamanoğlu Mehmet Beyin 15 Mayıs 1277’de yayımladığı bildirilen fermanla “ilk defa” devlet dili olduğu gibi yanlış bir kanaati yaygınlaştırmaktadır. Bu anlayışla 15 Mayıs 1277 tarihini “Türkçe’nin devlet dili olma bayramı” olarak kutlamaktadırlar.

    Selçuklu sarayında yazışma dili olarak Farsça kullanılırken, devlet ve saray işlerinde, orduda sözlü olan her şeyin “Türkçe ile yürütüldüğünü”, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu “Devlet Dili Türkçe” adlı tebliğinde şöyle açıklıyor: “Kendileri de Türk olan hükümdarların, devlet adamlarının bir Türk memleketinde yabancı dillerde hükûmet sürmeleri çok garip görünür. Ancak bu dillerin devlet dili olarak kullanılışını, OLDUKÇA DAR BİR MANADA almak gerekir... Sarayın ve ordunun konuşma dili Türkçedir. Devlet kapısında sözlü olan her türlü muamele Türkçe görülür. Saray çevresinden uzaklaşıldıkça her türlü işin Türkçe olarak yürütüldüğünü, özellikle valilerin, beylerin halk ile olan bütün işlerini Türkçe gördüklerini tahmin edebiliriz. Bu arada Türkçe, resmî bazı yazılarda da kullanılmış olmalıdır.”

    Selçuklu Sultanı Melişah’ın şahsî mektuplarını Türkçe yazdığını, yukarıdaki bilgilere eklersek durumu biraz daha aydınlatmış oluruz.

    Türkçe, İran coğrafyasında kurulan “Büyük Selçuklular” devleti zamanında devlet yazışmalarında kullanılma açısından yine de bir sarsıntı geçirmiştir. Ancak 13. yüzyılda Anadolu sahasında bilhassa beylikler devrinde tam bir inkılâp havasında şahlanışa geçmiştir. Bunda yeni göçlerle nüfus yoğunluğunun artması, yeterli insan gücünün yetişmesi ve Türkmen beylerinin rolü olmuştur.

    Türkçenin devlet dili olması konusunda Karamanoğlu Mehmet Beyin fermanının sanıldığından daha geniş bir tesiri olduğu, hattâ Türkçenin “ilk defa devlet dili olduğu” ileri sürülüyorsa da, bu görüş tarihî gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü Türkçe daha önce devlet dili olduğu gibi, Mehmet Beyin fermanıyla da devlet dili olamazdı. Mehmet Beyin 1277’de yayımladığı bildirilen ferman tek başına Türkçe’yi devlet dili yapmaya yeterli değildir. Zira Mehmet Bey, kendisi merkezî otoriteye sahip bir Türk devletinin başında sultan veya hükümdar değildir. Onun için, söz konusu fermanının bütün ülkede yani bütün beyliklerde geçerli kabul edildiğini düşünemeyiz.

    Türkçeyi “ilk defa devlet dili yaptı” diye düşünülen Mehmet Bey’in, fermanı tam bir millî şuurla yayımladığı da şüphelidir. Selçuklu tarihi sahasının ünlü tarihçisi Prof. Dr. Osman Turan bu fermanı değerlendirirken: “Esasen bu harekette millî duygunun mu kültür durumlarının mı daha fazla rol oynadığını tesbit edecek bir delile de sahip değiliz. Bundan başka, Farsça devam eden bütün devlet muamelâtının bir emirle ve derhal Türkçeye çevrilmesi de kolay değildi.” demektedir.”

    Millî şuur, millî duygu eseri olarak ortaya çıkıp çıkmadığı kesin olmayan bir fermanı dolayısıyla Karamanoğlu Mehmet Beyi edebiyat tarihçisi Nihat Sami Banarlı’nın ifadesiyle “idealist bir dil inkılâpçısı saymak aşırı bir görüştür”. Çünkü Türkçe, Mehmet Beyden çok önce Konya sarayında kendini kabul ettirecek güçte idi. Prof. Fuat Köprülü’nün de belirttiği gibi “Eğer Türkçe eskiden beri devlet işlerinde hiç kullanılmamış olsa, böyle bir teşebbüste bulunulması imkânsız olurdu.”. Nitekim II. İzzettin Keykâvus’un (1246-1261) o devirde halk tarafından sevilen destanî bir eser olan “Dânişmednâme”yi kendi yazıcısına Türkçe yazdırması, Konya sarayında Türkçeye verilen önemi gösteren dikkate değer bir harekettir.

    Karamanoğlu Mehmet Beyin 15 Mayıs 1277’de yayımladığı bildirilen fermanın aslı bugün mevcut değildir. Böyle bir fermanın yayımlandığı, İbni Bibî’nin bir eserinden öğrenilmektedir. Yazar “Al Avâmir-ül Alâiye” adlı Farsça eserinde, bu fermanın şöyle olduğunu bildirmektedir:
    “BÂDEL-YEVM BER-DİVAN-BER-DERGÂH, DER-BÂRİGÂH, DER MECLİS, DER-MEYDAN, ÇÜN BE-ZEBAN-I TÜRKÎ, ZEBAN-I Dİ⁄ER NEDÂRET.”

    İbni Bibî’nin, eserinde naklettiği bu fermanı Yazıcı-zâde “Tevârih-i Âl-i Selçuk” adlı eserinde şöyle tercüme etmiştir: “Şimdiden girü hiç kimesne ne kapuda ve divanda ve meclis ve seyranda Türkî dilinden gayri dil söylemeye.”.

    Karamanoğlu Mehmet Beyin Farsça ve Türkçe şekillerini naklettiğimiz fermanını, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz da şöyle değerlendiriyor: “Fermanın yayımlanmış olması, Anadolu beyliklerindeki genel tutumu ortaya koyan bir davranıştır. Mehmet Bey, Türk dil ve kültürüne üstün değer verdiğini gösteren bu davranışı ile bütün Anadolu beyliklerinde kök salmış olan millî bir akıma tercüman olmuş ve öteki beyliklerin de temsilciliğini yapmış bulunmaktadır. Eğer bütün Anadolu beyliklerinde böyle akım hâline gelmiş bir gelişme söz konusu olmasaydı geçici buyruklarla Türk yazı dilinin temelini atmak asla mümkün olmazdı.”.

    Yine bu fermanın değerlendirilmesini yaparken Prof. Dr. F. Kadri Timurtaş da şu görüşlere yer vermektedir: “Bu emir ve fermanın tarihi 10 Zilhicce 675’tir. Milâdî 15 Mayıs 1277 gününe tekabül etmektedir. Bu buyruğun nasıl tatbik edildiği, daha doğrusu yürütülüp yürütülmediği pek de belli değildir. Çünkü Cimri ve Mehmet Beyin hükûmet sürmeleri çok kısa olmuştur. Esasen Türkçe böyle bir buyruk bugüne kadar ele geçmiş değildir. Bu sözler Farsça yazılmış tarihî kaynaklardan birinde zikredilmiştir.”.


    Tarihî bir hâdise olarak, Karamanoğlu Mehmet Beyin hareketi geçici bir harekettir. Mehmet Bey, Konya’yı istilâ ederek “CİMRİ” adıyla tanınan sahte Selçuklu şehzadesini “Siyavuş Bin Keykâvus” adıyla Selçuklu tahtına oturtmuş, bu adam adına hutbe okutmuş ve 20 gün kadar Selçuklu veziri olarak hüküm sürmüştür. Fermanı işte bu karışık günlerde Konya’ya karşı isyan ettirdiği göçebe Türkmenlerin Farsça bilmeyişlerini hesaba katarak çıkardığı da ileri sürülmektedir . Gerçekten bu görüş kolayca reddedilemez. Çünkü Karamanoğlu Mehmet Beyin Konya isyanı bastırıldıktan sonra, fermanın geçerliliği kalmamıştır.

    Türkçenin devlet dili olarak gelişmesi, Osmanlılar zamanında güçlenerek devam etmiştir. “Gerçekten bütün imparatorluk idaresinin muameleleri, yabancı devletlerde muhaberat ve dünyanın en zengin Türkçe arşivi Osmanlılara ait olduğu gibi Orhan Gazi, vakfiyelerini ilk defa Türkçe yazmakla vakıf dilinin Arapça olması kaidesi de kısmen değiştirilmiştir.”. Osmanlı Beyliği, Anadolu Türk Birliğini kurmakla Batı Türkçesinin birliğini de sağlamıştır.

    Fatih, İstanbul’un fethinden sonra, devlet teşkilâtını yeniden kurarken hazırlattığı kanunları Türkçe yazdırdığı gibi, hazırlanması sırasında da dil konusuna özellikle dikkat edilmesini istemiştir. Kanun hazırlanmasını emreden bir fermanın başında: “..... Kanunnâme tahrir olunmak lâzım gelmeğin, bu abd-i hakîr ferman-ı celilleri üzre nazm ve inşâ idülüb ve herkes müstefid olmak içün ıstılâh ve ibaretten feragat olunub...” ifadeleri yer almaktadır. Fatih’in, kanunları Türkçe yazma konusunda açtığı bu çığır, sonraki padişahlar zamanında da sürüp gitmiştir.

    Osmanlı devrinde Türkçenin devlet dili olarak hâkim olmasının bir başka sebebi de “Enderûn Mektebi’dir. “Enderûn”, saray içinde bir okuldur. Sarayda, orduda ve hükûmet işlerinde çalışacak memurları ve hizmetlileri yetiştirmek bu okulun görevi idi. Fatih tarafından açıldığı bilinen bu okula, “acemi oğlanlar” arasından öğrenci seçilirdi. Enderûndan sadrazamlar, kaptan paşalar, yeniçeri ağaları, eyalet valileri, sancak beyleri, daha başka hizmetler için ünlü kişiler, ayrıca şairler, edipler, ressamlar, mimarlar, müzikçiler, tarihçiler ve daha bunlar gibi medresenin yetiştirmediği bilginler de yetişmiştir.

    Askerlik, siyaset ve teknik konuların ağırlıklı olarak okutulduğu Enderûn okulunun temel özelliği, saray içinde bulunması ve bütün derslerin TÜRKÇE okutulmasıdır.

    Türkçenin günümüzde anlaşılan şekliyle “resmî dil” olması, yani hukukî bir belge olarak anayasada “resmî dil” ifadesiyle belirtilmesi, 1876’da ilân edilen Kanun-ı Esasî’nin yürürlüğe girmesi ile mümkün olmuştur. Bilindiği gibi Kanun-ı Esasî, ilk Türk Anayasasıdır. II. Abdülhamid devrinde hazırlanmıştır. Bu ilk anayasamızın 18. Maddesi şöyle düzenlenmiştir:

    “Teba-i Osmaniyenin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin LİSAN-I RESMÎSİ olan Türkçe’yi bilmeleri şarttır.”

    İşte, Karamanoğlu Mehmet Bey vesilesi ile gündeme gelen, özünde verilen mesaja itiraz etmeksizin, dilimizin kısa serancamı....:wave:

  16. #16
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    16-05-2006
    Mekan
    07 Antalya
    Mesajlar
    6,259
    Üye No
    216360

    çok güzel bir açıklama olmuş :bravo:

  17. #17
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    24-01-2004
    Mekan
    45 Manisa
    Mesajlar
    7,680
    Kan Grubu
    AB Rh ( + )
    Üye No
    597

    İzleyince şuan konuştuğumuz dilin Türkçe olduğuna inanmak zor..

  18. #18
    Average Member
    Giriş Tarihi
    09-11-2004
    Mekan
    Türkiye Dışı / Other Country
    Yaş
    53
    Mesajlar
    372
    Kan Grubu
    A Rh ( + )
    Üye No
    39419

    Alıntı Orijinal Mesaj Sahibi ALBAY C*** Mesajı Göster
    Ama...??....

    Bizim gerçeklere ihtiyacımız var. Çünkü, gerçeğe saygısı olmayanların geleceği olmaz.
    Hep söylerim...Kaba bir nitelendirme ile tarih, milletlerin hatıratıdır. Bazılarının iddia ettikleri gibi bu hatırat sadece nostaljik duyguları tatmin etmez; geçmişten ders almamızı, geleceğimizi görmemizi de sağlar. Kültürümüzün ipuçları da orada gizlidir; zira bilindiği gibi, kültürün üç ana unsurundan birisi de tarihtir; diğer ikisi din ve coğrafyadır. Bu üç unsur yeterince bilinmeden kültürün analizi yapılamaz.


    ''Karamanoğlu Mehmet Bey'i Arıyorum'' başlıklı, Yusuf Yanç'ın bu yazısı, verdiği mesaj ve içerik olarak takdire şayan. Fakat işaret ettiği doğrular bazı tarihi gerçekleri gölgelememeli.. Serde edebiyat ve tarihçilik olunca, sanal alemde meşhur olan bu yazı ile ilgili, üyesi olduğum her platformda dile getirmeye çalıştığım şerhi buraya da koymak istedim...

    Türkçe, ilk yazılı metinlerimizin bulunduğu 8. yüzyıldan günümüze kadar Türk milletinin dili olarak, Türk devletlerinin resmî dili olma özelliğini korumuş ve sürdürmüştür. Dilimizin ilk yazılı metinleri olan Göktürk Kitabeleri, zamanın büyük devlet adamları Bilge Kağan ve Kültigin adına ve onların ağzından yazılmıştır. Kitabeler, onların millete hitabı ve hattâ “millete hesap vermesi”dir. Dolayısıyla Türkçe bu kitabelerde “devlet dili”, “Resmî dil” dir.

    Kitabelerde: “Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin”. denilmektedir. Burada, taşlara yazılan bilgileri “okuyup öğrenin” tavsiyesi yer aldığına göre halkın yaygın şekilde okuyup yazma bildiğini, dolayısıyla öğretiminin de bu dil ve alfabe ile yapıldığını düşünebilir, böyle düşünmekte bir yanlışlık bulunmadığını söyleyebiliriz. Nitekim Azerbaycanlı Prof. Dr. Ali İsa Şükürlü de 8. yüzyıl Türkçesinin ve Göktürk alfabesinin çok geniş bir coğrafyada kullanıldığını ve okullarda öğretildiğini savunmaktadır.

    Türkçe, Göktürklerden sonra Uygurlar devrinde de varlığını gelişerek sürdürmüş, devlet dili olma özelliğini korumuştur.

    İslâmiyetin kabulünden önce “devlet dili” olarak kullanılan dilimiz, İslâmiyetin kabulünden sonra da bu özelliğini sürdürmüştür. İlk müslüman Türk devleti olarak bildiğimiz Karahanlı Devleti’nde de Türkçe devletin dili olarak kullanılmıştır. Türk kültürünün temel eserlerinden KUTADGU BİLİG’in yazarı, daha doğrusu şairi Yusuf Has Hacip, devletin üst kademe idarecilerindendir. “hacip” veya “has hacip” İslâm devletlerinde ve özellikle Karahanlı Devleti’nde önemli bir bürokratik unvandır. Kutadgu Bilig’in mütefekkir şairi Balasagunlu Yusuf, “eserini Balasagun’da yazmaya başlamış, sonra Kâşgar’a giderek orada tamamlamış ve Tavgaç Kara Buğra Hanlar Hanı’nın huzurunda okumuştur. Hükümdar, şairin kalem kudretini takdir ederek, ona iltifat etmiş ve yanına alarak “Has Hacip” unvanını vermiştir. Bundan dolayı adı Yusuf Hac Hacip veya Yusuf Uluğ Has Hacip diye meşhur olmuştur.” Yukarıda da belirttiğimiz gibi “Has Haciplik”, Karahanlılar sarayında vezirlikten, ordu kumandanlığından sonra en mühim mevkidir.

    Türk kültürünün âdeta bir hazinesi olan Divanü Lügati’t-Türk de Karahanlılar devri eseridir. Bu eserin yazarı da büyük Türk milliyetçisi ve dilcisi Kâşgarlı Mahmut’tur. Eserindeki belirttiği gibi “nesepçe Türklerin en ileri gelenlerinden”dir. Eserindeki bilgilerden Kâşgarlı Mahmut’un Karahanlılar ailesine değilse bile, o ailenin çevresindeki yüksek Türk aristokrasisine mensup olduğu anlaşılmaktadır.

    Yusuf Has Hacip ve Kâşgarlı Mahmut gibi iki büyük Türk’ün eserlerinin ve şahsiyetlerinin Karahanlı Devleti içindeki itibarları da gösteriyor ki Türk dili bu devride resmî dildir, devlet dilidir.

    Türkçe, devlet dili olma açısından Selçuklular devrinde bazı tarihî ve coğrafî olumsuzluklar, zaruretler yüzünden, bir süre SADECE YAZIŞMALARDA kullanılmamıştır. Bu durumu, Türkçe’nin “devlet dili olmadığı” veya “olamadığı” anlamında yorumlayanlar vardır. Bu yorumu yapanlar, Türkçenin ancak Karamanoğlu Mehmet Beyin 15 Mayıs 1277’de yayımladığı bildirilen fermanla “ilk defa” devlet dili olduğu gibi yanlış bir kanaati yaygınlaştırmaktadır. Bu anlayışla 15 Mayıs 1277 tarihini “Türkçe’nin devlet dili olma bayramı” olarak kutlamaktadırlar.

    Selçuklu sarayında yazışma dili olarak Farsça kullanılırken, devlet ve saray işlerinde, orduda sözlü olan her şeyin “Türkçe ile yürütüldüğünü”, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu “Devlet Dili Türkçe” adlı tebliğinde şöyle açıklıyor: “Kendileri de Türk olan hükümdarların, devlet adamlarının bir Türk memleketinde yabancı dillerde hükûmet sürmeleri çok garip görünür. Ancak bu dillerin devlet dili olarak kullanılışını, OLDUKÇA DAR BİR MANADA almak gerekir... Sarayın ve ordunun konuşma dili Türkçedir. Devlet kapısında sözlü olan her türlü muamele Türkçe görülür. Saray çevresinden uzaklaşıldıkça her türlü işin Türkçe olarak yürütüldüğünü, özellikle valilerin, beylerin halk ile olan bütün işlerini Türkçe gördüklerini tahmin edebiliriz. Bu arada Türkçe, resmî bazı yazılarda da kullanılmış olmalıdır.”

    Selçuklu Sultanı Melişah’ın şahsî mektuplarını Türkçe yazdığını, yukarıdaki bilgilere eklersek durumu biraz daha aydınlatmış oluruz.

    Türkçe, İran coğrafyasında kurulan “Büyük Selçuklular” devleti zamanında devlet yazışmalarında kullanılma açısından yine de bir sarsıntı geçirmiştir. Ancak 13. yüzyılda Anadolu sahasında bilhassa beylikler devrinde tam bir inkılâp havasında şahlanışa geçmiştir. Bunda yeni göçlerle nüfus yoğunluğunun artması, yeterli insan gücünün yetişmesi ve Türkmen beylerinin rolü olmuştur.

    Türkçenin devlet dili olması konusunda Karamanoğlu Mehmet Beyin fermanının sanıldığından daha geniş bir tesiri olduğu, hattâ Türkçenin “ilk defa devlet dili olduğu” ileri sürülüyorsa da, bu görüş tarihî gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü Türkçe daha önce devlet dili olduğu gibi, Mehmet Beyin fermanıyla da devlet dili olamazdı. Mehmet Beyin 1277’de yayımladığı bildirilen ferman tek başına Türkçe’yi devlet dili yapmaya yeterli değildir. Zira Mehmet Bey, kendisi merkezî otoriteye sahip bir Türk devletinin başında sultan veya hükümdar değildir. Onun için, söz konusu fermanının bütün ülkede yani bütün beyliklerde geçerli kabul edildiğini düşünemeyiz.

    Türkçeyi “ilk defa devlet dili yaptı” diye düşünülen Mehmet Bey’in, fermanı tam bir millî şuurla yayımladığı da şüphelidir. Selçuklu tarihi sahasının ünlü tarihçisi Prof. Dr. Osman Turan bu fermanı değerlendirirken: “Esasen bu harekette millî duygunun mu kültür durumlarının mı daha fazla rol oynadığını tesbit edecek bir delile de sahip değiliz. Bundan başka, Farsça devam eden bütün devlet muamelâtının bir emirle ve derhal Türkçeye çevrilmesi de kolay değildi.” demektedir.”

    Millî şuur, millî duygu eseri olarak ortaya çıkıp çıkmadığı kesin olmayan bir fermanı dolayısıyla Karamanoğlu Mehmet Beyi edebiyat tarihçisi Nihat Sami Banarlı’nın ifadesiyle “idealist bir dil inkılâpçısı saymak aşırı bir görüştür”. Çünkü Türkçe, Mehmet Beyden çok önce Konya sarayında kendini kabul ettirecek güçte idi. Prof. Fuat Köprülü’nün de belirttiği gibi “Eğer Türkçe eskiden beri devlet işlerinde hiç kullanılmamış olsa, böyle bir teşebbüste bulunulması imkânsız olurdu.”. Nitekim II. İzzettin Keykâvus’un (1246-1261) o devirde halk tarafından sevilen destanî bir eser olan “Dânişmednâme”yi kendi yazıcısına Türkçe yazdırması, Konya sarayında Türkçeye verilen önemi gösteren dikkate değer bir harekettir.

    Karamanoğlu Mehmet Beyin 15 Mayıs 1277’de yayımladığı bildirilen fermanın aslı bugün mevcut değildir. Böyle bir fermanın yayımlandığı, İbni Bibî’nin bir eserinden öğrenilmektedir. Yazar “Al Avâmir-ül Alâiye” adlı Farsça eserinde, bu fermanın şöyle olduğunu bildirmektedir:
    “BÂDEL-YEVM BER-DİVAN-BER-DERGÂH, DER-BÂRİGÂH, DER MECLİS, DER-MEYDAN, ÇÜN BE-ZEBAN-I TÜRKÎ, ZEBAN-I Dİ⁄ER NEDÂRET.”

    İbni Bibî’nin, eserinde naklettiği bu fermanı Yazıcı-zâde “Tevârih-i Âl-i Selçuk” adlı eserinde şöyle tercüme etmiştir: “Şimdiden girü hiç kimesne ne kapuda ve divanda ve meclis ve seyranda Türkî dilinden gayri dil söylemeye.”.

    Karamanoğlu Mehmet Beyin Farsça ve Türkçe şekillerini naklettiğimiz fermanını, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz da şöyle değerlendiriyor: “Fermanın yayımlanmış olması, Anadolu beyliklerindeki genel tutumu ortaya koyan bir davranıştır. Mehmet Bey, Türk dil ve kültürüne üstün değer verdiğini gösteren bu davranışı ile bütün Anadolu beyliklerinde kök salmış olan millî bir akıma tercüman olmuş ve öteki beyliklerin de temsilciliğini yapmış bulunmaktadır. Eğer bütün Anadolu beyliklerinde böyle akım hâline gelmiş bir gelişme söz konusu olmasaydı geçici buyruklarla Türk yazı dilinin temelini atmak asla mümkün olmazdı.”.

    Yine bu fermanın değerlendirilmesini yaparken Prof. Dr. F. Kadri Timurtaş da şu görüşlere yer vermektedir: “Bu emir ve fermanın tarihi 10 Zilhicce 675’tir. Milâdî 15 Mayıs 1277 gününe tekabül etmektedir. Bu buyruğun nasıl tatbik edildiği, daha doğrusu yürütülüp yürütülmediği pek de belli değildir. Çünkü Cimri ve Mehmet Beyin hükûmet sürmeleri çok kısa olmuştur. Esasen Türkçe böyle bir buyruk bugüne kadar ele geçmiş değildir. Bu sözler Farsça yazılmış tarihî kaynaklardan birinde zikredilmiştir.”.


    Tarihî bir hâdise olarak, Karamanoğlu Mehmet Beyin hareketi geçici bir harekettir. Mehmet Bey, Konya’yı istilâ ederek “CİMRİ” adıyla tanınan sahte Selçuklu şehzadesini “Siyavuş Bin Keykâvus” adıyla Selçuklu tahtına oturtmuş, bu adam adına hutbe okutmuş ve 20 gün kadar Selçuklu veziri olarak hüküm sürmüştür. Fermanı işte bu karışık günlerde Konya’ya karşı isyan ettirdiği göçebe Türkmenlerin Farsça bilmeyişlerini hesaba katarak çıkardığı da ileri sürülmektedir . Gerçekten bu görüş kolayca reddedilemez. Çünkü Karamanoğlu Mehmet Beyin Konya isyanı bastırıldıktan sonra, fermanın geçerliliği kalmamıştır.

    Türkçenin devlet dili olarak gelişmesi, Osmanlılar zamanında güçlenerek devam etmiştir. “Gerçekten bütün imparatorluk idaresinin muameleleri, yabancı devletlerde muhaberat ve dünyanın en zengin Türkçe arşivi Osmanlılara ait olduğu gibi Orhan Gazi, vakfiyelerini ilk defa Türkçe yazmakla vakıf dilinin Arapça olması kaidesi de kısmen değiştirilmiştir.”. Osmanlı Beyliği, Anadolu Türk Birliğini kurmakla Batı Türkçesinin birliğini de sağlamıştır.

    Fatih, İstanbul’un fethinden sonra, devlet teşkilâtını yeniden kurarken hazırlattığı kanunları Türkçe yazdırdığı gibi, hazırlanması sırasında da dil konusuna özellikle dikkat edilmesini istemiştir. Kanun hazırlanmasını emreden bir fermanın başında: “..... Kanunnâme tahrir olunmak lâzım gelmeğin, bu abd-i hakîr ferman-ı celilleri üzre nazm ve inşâ idülüb ve herkes müstefid olmak içün ıstılâh ve ibaretten feragat olunub...” ifadeleri yer almaktadır. Fatih’in, kanunları Türkçe yazma konusunda açtığı bu çığır, sonraki padişahlar zamanında da sürüp gitmiştir.

    Osmanlı devrinde Türkçenin devlet dili olarak hâkim olmasının bir başka sebebi de “Enderûn Mektebi’dir. “Enderûn”, saray içinde bir okuldur. Sarayda, orduda ve hükûmet işlerinde çalışacak memurları ve hizmetlileri yetiştirmek bu okulun görevi idi. Fatih tarafından açıldığı bilinen bu okula, “acemi oğlanlar” arasından öğrenci seçilirdi. Enderûndan sadrazamlar, kaptan paşalar, yeniçeri ağaları, eyalet valileri, sancak beyleri, daha başka hizmetler için ünlü kişiler, ayrıca şairler, edipler, ressamlar, mimarlar, müzikçiler, tarihçiler ve daha bunlar gibi medresenin yetiştirmediği bilginler de yetişmiştir.

    Askerlik, siyaset ve teknik konuların ağırlıklı olarak okutulduğu Enderûn okulunun temel özelliği, saray içinde bulunması ve bütün derslerin TÜRKÇE okutulmasıdır.

    Türkçenin günümüzde anlaşılan şekliyle “resmî dil” olması, yani hukukî bir belge olarak anayasada “resmî dil” ifadesiyle belirtilmesi, 1876’da ilân edilen Kanun-ı Esasî’nin yürürlüğe girmesi ile mümkün olmuştur. Bilindiği gibi Kanun-ı Esasî, ilk Türk Anayasasıdır. II. Abdülhamid devrinde hazırlanmıştır. Bu ilk anayasamızın 18. Maddesi şöyle düzenlenmiştir:

    “Teba-i Osmaniyenin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin LİSAN-I RESMÎSİ olan Türkçe’yi bilmeleri şarttır.”

    İşte, Karamanoğlu Mehmet Bey vesilesi ile gündeme gelen, özünde verilen mesaja itiraz etmeksizin, dilimizin kısa serancamı....:wave:
    tesekkür ederim ellerine yüreğine sağlık..

  19. #19
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    11-11-2004
    Mekan
    34 İstanbul
    Yaş
    66
    Mesajlar
    4,760
    Kan Grubu
    A Rh ( + )
    Üye No
    39924

    Merve Başcumalı

    Dil sorunu...23 Haziran 2007 Cumartesi 21:16
    Siyasal düzlemde kabul görmüş her yeni anlayış, her yeni felsefe, dili biraz daha bozdu, birşeyler aldı götürdü ondan. Tanzimat döneminde başlayan dil yozlaşması boyut değiştirerek Servet-i Fünun edebiyatı ile sürdü. Cumhuriyet döneminde “dil inkılâbı” adı altında –herne kadar sonradan uygulamanın yönü değiştirilse de- bir kıyıma şâhit olundu. Tarihimiz-geçmişimizle, kültürel belleğimizle bağlarımızı oluşturan kelime haznemiz daraltılıp bir kültürel tabana oturmayan, kimi zaman dil ve türetme kurallarına dahi uymayan bir Türkçeleştirme faaliyetine girişildi. “Öztürkçe” addedilen bu yeni kelimelerin de pek çoğunun (bir imparatorluk diline uygun olarak) yabancı kökenli ve/fakat zamanla Türkçeleşmiş kelimeler olduğunu görüyoruz.

    Bu kelimelerin önemli bir kısmı dilimizde bugün yer edinmiş vaziyette, onları fiilen kullanıyoruz. Ancak bunun için, bir dil (ki binlerce yıllık bir geçmişe sahip bir imparatorluk dili) ve –dolayısıyla- kültür adına hayatî sayılabilecek ölçüde önemli ödünler vermek zorunda kaldık. Artık gençlerimiz, zamanında en açık ve duru bir Türkçe ile yazmış olan Ömer Seyfettin, Hâlide Edip ve Reşat Nuri’yi bile sözlük yardımıyla veya “sadeleştirilmişâ€ basımlarından okumak zorunda kalıyorlar. Tevfik Fikret ya da Hâlit Ziya’dan bahsetmiyorum bile. Bu, toplumun geçmişini unutması, tarihiyle bağlarını koparması demektir.

    Bugün çoğu kelimenin tamamına yakınını öldürmüş durumdayız. Bir panelde, konferansta, TV’de konuşanların da, sokakta kavga eden çocukların da durumunu “tartışma” kelimesi ile karşılıyoruz. "Münakaşa, müzakere, münazara, müşahede, münazaa" kelimelerinden mahrum kalıyoruz.

    Hayal yerine imge, ruh yerine tin, mesela yerine örneğin koyup kelimelerin kültürel ve edebî anlamlarını yok ediyoruz.

    Ziya Gökalp’in dediği gibi,

    “Uydurma söz yapmayız,
    Yapma yola sapmayız,
    Türkçeleşmiş, Türkçedir
    Eski köke tapmayız.”

    deyip, dilimize yerleşmiş, “Türkçeleşmişâ€ kelimeleri Türkçe’deki kullanımıyla bırakmamız gerekir.


    Son 40-50 yıldır süren dil yozlaşması-yozlaştırılması faaliyetinin mahsullerini son yıllarda topluyoruz: artık hepimiz İngilizce konuşuyoruz! ‘80’lerden sonra ivme kazanan faaliyetlerle, Türkçe’nin gazete-TV dili gibi günlük kullanımı da İngilizce-(İngilizce bozması) Tarzanca olarak değişti. Caddelerde-sokaklarda Türkçe isimli mağazalara, dükkânlara artık rastlayamaz olduk. Bu da yetmezmiş gibi, (çocukların yabancı dil öğrenmesi için!) -günün belli saatlerinde de olsa- İngilizce yayın yapan, çizgi film oynatan TV kanalları türedi.

    Artık izin değil “off” kullanıyoruz, ticaret veya alışveriş merkezlerine değil “center”lere gidiyoruz, mankenler “top model” olmak için uğraşıyor, “cash”e ihtiyaç duyuyoruz, “start” veriyoruz, “brunch”lara katılıyoruz, “CV” yolluyoruz, toplam veya yekün değil “total” belirliyoruz, “mail”leşip “chat”leşiyoruz, “retail” sektörüne giriş yapıp “executive” oluyoruz, “CEO”larla çalışıyoruz, “translate” ediyoruz, “presentable” görünüyoruz...

    Hayat gibi kültür ve elbette dil de bir sebep-sonuç zincirlemesiyle yürüyor, değişiyor, son buluyor. Bu durumun da müsebbibi birtakım unsurlar var. Türkiye’nin sonu gelmez Batılılaşma serüveni bunların başında geliyor. Ama bir de tedbirsizliğimiz, dirayetsizliğimiz, mukavemetsizliğimiz var. Yeniliklere açık olmak bir tarafa, “bize ait” olanların kopup gitmesine izin veriyoruz. O zaman da biz “biz” olmaktan çıkıyoruz tabii...

    Sizce??



  20. #20
    Advanced Member
    Giriş Tarihi
    16-05-2006
    Mekan
    07 Antalya
    Mesajlar
    6,259
    Üye No
    216360

    Vallahi geçenlerde genel kurmay bir bildiri yapmıştı. Washington yerine Vaşington yazmışlar. Helal olsun dedim!!!
    Bakmak isteyenler 2 numaralı fıkraya bakabilir. Tam başında...


2 sayfadan, 1. sayfa 12 SonSon

Gönderme Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konuda cevap yazamazsınız
  • Eklenti yapamazsınız
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  
  • BB Kodları Açık
  • Smiley'ler Açık
  • Resim Kodları Açık
  • Video Kodları Açık
  • HTML Kodları Kapalı